Şu anda hiç yorum yok.
| Ana Menü | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
| Bunları biliyormusunuz |
|---|
|
|
|
| Günlük Falınız | ||||||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
| Döviz | ||||||||
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
|
| Grafik Hava Durumu |
|---|
|
|
| CHP İstanbul Paketini Bakırköy de Açtı |
|
|
|
| Yazar Ahmet Süheyl Balçık | |
| Salı, 18 Mart 2008 | |
CHP İstanbul İl başkanlığı, kentin sorunlarına ilişkin geliştirdiği çözüm projelerini açıklayacağı toplantıların ilkini Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdi.
CHP İstanbul İl başkanlığı, kentin sorunlarına ilişkin geliştirdiği çözüm projelerini açıklayacağı toplantıların ilkini Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdi. Yerel seçimler öncesinde, İstanbul'un içinden çıkılmaz hale gelen trafik, ulaşım, deprem, su-hava ve çevre sorunlarına yönelik çözüm projeleri geliştirmek için alanlarında uzman ve otorite 5 profesör ile 1 doçentten oluşturulan "CHP İstanbul Proje Kurulu" çalışmalarını tamamladı. İstanbul'un en temel sorunları olarak kabul edilen trafik-ulaşım, deprem-depreme hazırlık, su-hava-çevre sorunları, plansız yapılaşma-yerleşim ve şehir güvenliği konularında çözümler geliştiren kurul üyeleri, hazırladıkları projelerinin ana hatlarını CHP İl Örgütü üyelerine ve İstanbullulara anlattı. Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde düzenlenen ve sunumunu CHP İstanbul İl Eğitim Sekreteri Gökan Zeybek'in yaptığı toplantıya İTÜ Maden Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Yer Fiziği Anabilim Dalı Başkanı Türkiye Ulusal Deprem Konseyi Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan "İstanbul'da Deprem", İstanbul Üniversitesi, Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Ertek "Su Toplama Havzaları", İTÜ Uygulamalı Jeoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Erdoğan "Afet Yönetimi", İTÜ Mimarlık Fakültesi, Bina Bilgisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Alper Ünlü "Ulaşım ve Kentsel Dönüşüm", Okan Üniversitesi, Lojistik Öğretim Üyesi, Ulaşım Uzmanı Prof. Dr. Güngör Evren "Ulaşım ve Raylı Sistem", ODTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Balamir "Kentsel Dönüşüm ve Şehir Planlaması" konularıyla katıldılar. CHP İstanbul İl Örgütü'nün yapmış olduğu "Çözüm İstanbul, Çözüm 2009" toplantılarının 3. Bölge ile ilgili yapılan toplantıya İstanbul Milletvekilleri Prof. Dr. Salih Yıldız, Prof. Dr. Necla Arat, Çetin Soysal, Bayram Meral, Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen, Avcılar Belediye Başkanı Mustafa Değirmenci, Durusu Belediye Başkanı Engin Akman, Bahçeşehir Beldiye Başkanı Kemal Aydın, Zeytinburnu eski Belediye Başkanı Adil Emecan, Bahçeşehir eski Belediye Başkanı Saffet Bulut, CHP'li İl Genel Meclis Üyeleri, İBB Meclis Üyeleri , İl yöneticileri, İlçe Başkanları ve yüzlerce partili katıldı. Rant değil bilim çözüm getirir! Panelin açılış konuşmasını yapan CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin '15 yıldır İstanbul'u yönetmeye çalışan AKP yönetimi tahribat yolsuzluk ve hırsızlık dışında birşey üretmemiştir.' dedi. Tekin AKP'nin 'Hizmet yerinde görülür' projesine atıfda bulunarak; "Son günlerde AKP İl Başkanlığı hizmetleri yerinde görelim kampanyası başlatmış. Ben bugün burada AKP İl Başkanına seslenmek istiyorum. Sayın Başkan yüreğiniz yetiyorsa gelin yakında başlayacağımız 'Yolsuzlukları yerinde görün' projemizde beraber gezelim" dedi. İstanbul'da yaşanan tüm sorunların çözümü olduğunu belirten Tekin 'Yeterki soruna rantsal değil bilimsel yaklaşalım. Bu sorunların çözümü İstanbul'daki bilim adamlarının elindedir. Bizler bilimadamlarımızla sorunlarımıza en doğru çözümleri üreteceğimize inanıyoruz. Hocalarımızla hazırladığımız çözüm projelerimizi tüm İstanbul halkıyla paylaşacak ve tartışacağız. Hocalarımız son beş aydır İstanbul sorunlarıyla ilgili büyük emekler verdiler. Özveriyle çalıştılar. Kendilerine çok teşekkür ediyorum" dedi. Ulaşımda tek çözüm raylı sistem İstanbul'un ulaşım, trafik sorunu ile ilgili araştırmalar yapan ve bunlara yönelik çözüm önerileri sunan Prof. Dr. Güngör Evren ise "İstanbul'un ulaşım sorunu deyince önce bu kentin nasıl geliştiğine bakmak gerekiyor. Baştan çözümlenmesi gereken sorunlar ya farkına varılmadan çözülemedi yada çok bilinçli bir şekilde gözardı edildi" dedi. İstanbul'un özel bir kent olduğunu söyleyen Prof. Dr. Evren, "İstanbul çok yoğun bir göç aldı ve almayada devam ediyor. Öte yandan bir sanayi baskısı var. Bu baskıdan kurtulmadan değil ulaşım hiçbir sorunu çözülemez. İstanbul yaşanmaz bir şehir olur" diye konuştu. "İstanbul'da ulaşımın büyük bir bölümü karayolları üzerinden sağlanıyor. İstanbul ulaştırmasını konuşurken karayolları değil raylı sistemleri konuşmamız lazım" diyen Prof. Dr. Evren, "Dünyanın tüm gelişmiş ülkeleri otomobil taşımacılığının olumsuzluğunu görmüş ve bu taşımacılığı özendirmekten vazgeçmiştir. Ülkemizde de toplu taşımacılığın özendirilmesi gerekmektedir. Raylı sistemler ülkemizde gelişiyor ama çok yavaş bir şekilde. Eğer raylı sistemler hayata geçirilirken tüm kaynaklar bu sistemler için seferber edilirse daha kısa sürede tamamlanır. Plansız bir gelişim sözkonusu. Oysa ki kentin gelişimi ile ilgili planlamalar zamanında hayata geçirilirse ulaşım konusunda da bir sorun yaşanmaz. Karayollarına dayalı planlardan vazgeçilmelidir" dedi. İstanbul Metropolitan Planlama Merkezi kurulduğunda çok sevindiğini dile getiren Evren sözlerini şöyle bitirdi; "İstanbul artık planlanarak gelişecek demiştim. Oysa ki bir süre sonra gördük ki yapılan projelerin planlarla hiçbir ilgisi yok. Boğaz'ın altından karayolu tüneli yapılacak diye bir plan yok. İstanbul'da ulaşım sorunun çözülmesi raylı sistemlerin geliştirilmesi ve toplu taşımacılığın yaygınlaştırılmasıyla sağlanabileceğine inanıyorum. Bu da halkın eğitim seviyesinin yükseltilerek bilinçlenmesiyle olabilir." İstanbul'u ciddi bir kuraklık bekliyor! İstanbul hava, su, toprak, gürültü, görüntü kirliliği, çarpık kentleşme, deprem, ulaşım, sağlık gibi büyük sorunların yaşandığı bir kenttir Panelde ilk konuşmayı ve sunumu yapan İstanbul Üniversitesi, Coğrafya Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Ertek İstanbul'un Su Toplama Havzaları ile ilgili sorununa değindi. İstanbul'un rakamsal ve coğrafi özelliklerine de değinen Ertek, "Türkiye'nin yüzde 18'lik nüfusu İstanbul'da yaşıyor. Türkiye ekonomisinin yüzde ellisi İstanbul'dan sağlanıyor. Tarihin tüm dönemlerine baktığınızda İstanbul dünyanın her zaman ilk on şehri arasındadır. Dünya kenti olmasıyla beraber gün geçtikçe önemi artan şehirlerden bir tanedir. Bunun en başta gelen nedenlerinden biri Asya ve Avrupa arasında coğrafi konumu itibariyle köprü rolü oynamasıdır. Bu konumu ona bir canlılık bir hareketlilik kazandırmıştır. Sanayi, kültür, eğitim, finans merkezi konumuyla insanların yerleşme isteğini hep artırmıştır. İstanbul hava, su, toprak, gürültü, görüntü kirliliği, çarpık kentleşme, deprem, ulaşım, sağlık gibi büyük sorunların yaşandığı bir kenttir" dedi. İstanbul'un geçiş sahalarından biri olması nedeniyle farklı iklim çeşitliliğinin birarada bulunup yaşandığına dikkat çeken Ertek; "Yağış şekilleri de İstanbul'un her bölgesine göre değişir. Yıllık yağış miktarı güneyden kuzeye göre artış gösterir. Bu da doğal bitki örtüsünü şekillendirir. İstanbul'un Rumeli ve Anadolu yakalarının kuzey kesimi ormanlarla kaplı iken güney ve güney batı kesimi ise tarım hayvancılık ön plana çıkmaktadır ki bugün can çekişmektedir" dedi. Ertek konuşmasını şöyle sürdürdü; "İstanbul Metropolitan Büro'da çalışan hocalardan biri olarak diyebilirim ki İstanbul'un kendine has bir kaderi var. Anakarasının üçte biri Anadolu, üçte ikisi Avrupa yakasında ve Avrupa yakasında güneye akan akarsular daha uzun, Anadolu Yakası'nda ise kuzeye akan akarsular daha uzun ve daha geniş havzaya sahipler. Cumhuriyet tarihinden günümüze baktığımızda İstanbul'da göçlerle birlikte nüfus arttıkça baraj sayısının da arttığını söyleyebiliriz. 2006 raporlarına göre yılda 1170 milyon metre küp su harcanıyor. Kilometreye düşen insan sayısı ikibini bulmakta. Dışardan getirilen su hattı İstanbul'un su sorununu çözer mi? 23 Ekim 2007 yılında Çevre Bakanı'nın açıklamasından yola çıkarak 6 yılda tamamlanan Ekim ayında açılan İstanbul'un kullandığı Melen Suyu'nu kullanıyor İstanbul. 130 km'lik su hattı ile ortalama yılda 268 milyon metreküp su sağlanmakta. Planlandığı kadarıyla 2040'a kadar İstanbul'da su sorunu yok deniyor. İstanbul'daki kentsel gelişime baktığımızda yerleşim daha kuzeye doğru kaydığını söylemek mümkün. Yerleşim artıkça ormanlık alanlarda yok olmayla yüzyüze kalmış. Bugün yağmur bulutları İstanbul'a geliyor ama yağmuru bırakmadan geçip gidiyor. Çünkü İstanbul'da yağmuru bırakacak zemin kalmadı. İstanbul için ciddi bir kuraklık sözkonusu. Nüfusu gittikçe artan İstanbul'da hele ki 3. Köprü'nün yapılmak istendiği şu günlerde hiçbirimizin 2040 yılında böyle bir İstanbul istediğini düşünmek istemiyorum." Deprem riski göz ardı edilmemeli! Deprem bölgelerine göre nüfus dağılımına baktığınızda birinci derecede nüfusun yüzde 30'u ikinci derecede nüfusun yüzde 50'si yaşıyor. Panelde ikinci konuşmayı ve sunumu İTÜ Maden Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Yer Fiziği Anabilim Dalı Başkanı Türkiye Ulusal Deprem Konseyi Başkanı Prof. Dr. Haluk Eyidoğan yaptı. Eyidoğan "İstanbul'da Deprem" konulu sunumunda şunları söyledi; "İstanbul'un deprem tehlikesi bilinmektedir. Deprem tehlikesini belirleyen üç ana unsur sayabiliriz. Bunlardan o bölgenin depremsellik karakteri, ikincisi deprem kaynağının özellikleri, üçüncüsü de yer özellikleri. Sosyal, siyasal ve ekonomik unsurlar da çok önemli. Depremlerde maruz kaldığımız kayıplar azımsanacak bir düzeyde değil. Bunun için Türkiye'de gelecek kuşaklar için bu durumu düşünmek zorunda. Aksi takdirde gelecek kuşaklar geçmiştekiler için iyi şeyler düşünmeyecekler." Ülkemizdeki deprem tehlikesi haritası yada depreme dayanıklı yapı tasarımında kullanılan tehlike haritasına da değinen Eyidoğan; "İstanbul dünyada deprem riski olan ülkelerden ilk 25 ülke arasında yer alıyor. İstanbul bir depremin mega kenti. Gelişmişlik açısından sınıflandırdığımızda ülkemiz bu ülkeler içinde en büyük kayıpları veren ülkelerden biri halen. İstanbul'un şu andaki Türkiye Deprem Bölgeleri Haritası'na göre IMP'de nüfus verilerini, alt yapı verilerine baktığımızda yüzde 18 birinci derece, yüzde 40 ikinci derece, yüzde 30 üçüncü derece ve yüzde 12 dördüncü derece deprem tehlike bölgelerini oluşturuyor. İstanbul nüfusunun önemli bir bölümü deprem sırasında en şiddetli sarsılacak alanlar bu bölgelerdir. Deprem bölgelerine göre nüfus dağılımına baktığınızda birinci derecede nüfusun yüzde 30'u ikinci derecede nüfusun yüzde 50'si yaşıyor" dedi. Konut alanının yüzde 41'inin birinci derece deprem bölgesinde yüzde 49'unun da ikinci derece deprem bölgesinde yer aldığının altını çizen Eyidoğan; "Geriye bişey kalmıyor. Yine sanayiye baktığımızda Türkiye'nin en büyük sanayi bölgesinin İstanbul'da olduğunu biliyoruz. Sanayi tesislerinin büyük bir bölümü birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde yer alıyor. Yine otellerin büyük bir bölümü de bu bölgelerde yer alıyor. Köprü ve viyadükler yine aynı şekilde. Deprem gerçeğinin, özellikle 1999 depreminden sonra bazen magazinleşen ve kafaları karıştıran bir hal aldığını belirten Eyidoğan; "Geçen gün "İstanbul depremden uzaklaşıyor mu?" diye bir habere rastladım. İnanamadım. Bizim bilim dünyamızda böyle birşey yok. Tersine sıra İstanbul'a geldi mi diye düşünmek mümkün. Yerel yönetimlerin bu tehlikeleri ve riskleri aza indirmesi için mutlaka çalışmaları gerekmektedir. Deprem konusunda önlem ve hazırlıklar çok yavaş yürümektedir. Deprem konusunda konuşulması gereken konuların dışında herşey konuşuluyor. Deprem sorunu yer biliminin sorunu değildir, sorun daha derinlerdedir" dedi. Depreme yönelik ne yapılıyor, bilmiyoruz Prof. Dr. Murat Balamir ise, "Deprem tehlikesine karşı ne tür önlemler alındığı konusunda bugüne kadar doğru dürüst bir açıklama yapılmadı" dedi Deprem konusunda çözüm önerileri sunan Prof. Dr. Murat Balamir ise İstanbul'un bu açıdan çok özel bir durumu olduğunu belirterek, "Geçmişte İstanbul için deprem korkusu bu kadar büyük değildi. Ama bugün bu açıdan dünyanın gündeminde olan bir kent. Gerek İstanbul'da gerek Türkiye'de geliştirilen deprem afet konuları da tüm dünyanın ilgilendiği bir konudur" dedi. İstanbul'da geçtiğimiz yıl bir çok binanın kendiliğinden yıkıldığını hatırlatan Balamir, "Daha deprem olmadan bu tür yıkımların olması aslında deprem konusunda ne düzeyde çalışıldığının örneklerini gösteriyor. Yapılarımızı denetlemekten dahi aciz bir toplum olduk. Deprem tehlikesine karşı ne tür önlemler alındığı konusunda bugüne kadar doğru dürüst bir açıklama yapılmadı. Valilik, Büyükşehir, ilçe belediyeleri bu konularda neler yapıyor? Valiliğin ve bazı ilçe belediyelerinin çalışmaları var ancak çok demode" diye konuştu. Hastanelerin dağılımı bile sağlıksız "İstanbul gibi bir megakentin deprem sonrasında yönetilmesi kolay değil" diyen Balamir, "Çok daha ciddi ve kapsamlı çalışmaların yapılması gerekir. İstanbul'daki hastanelerin dağılımına baktığınızda bile sağlıklı bir dağılım olduğunu söylemek çok zor. Bakırköy Belediyesi örnek olacak çalışmalar yapıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi kentsel dönüşüm projeleri yapıyor. Zeytinburnu ve Fatih'te bu tür projeleri hayata geçiriyor. Fakat yaptığı projelerde herhangi bir planlama dayanağı olduğunu söylemek zor. Bu tarz projelerin hayra alamet olduğunu söyleyemeyiz. Hayata geçirilen projelerde nereye doğru gidildiğinin hesabı yapılmıyor" dedi. Deprem riski olan yerler belli, ne yapılacağı soru işareti Hazırlanan İstanbul Deprem Master Planı'nın uygulama araçları ve zemini bulamadan kaldırıldığını söyleyen Balamir, "Yerel Yönetimler Yasası'nda belki başka amaçlar güdülerek değişime gidildi. Afetlerle ilgili bazı maddeler de yerleştirildi bu yasanın içine. Çok ciddi yanlışlar yapıldı. Kavramlar bile doğru kullanılmadı. Yerel yönetimlerin birbirlerine karşı yarışmaya sokulduğu hükümler yasaya konuldu. Deprem riski olan alanlar haritada belirlendi ancak bu alanlarda ne yapılacağına dair tek bir hüküm yoktur. Yaşamsal konularda özellikle riskler sözkonusu olduğunda toplumun da görüşünün alınması demokratik işleyişin bir gereğidir. Yapı denetimi konusunda daha ciddi çalışmalar yapılması gerekir. Kentin imar politikalarıyla ilgili yapılan değişikliklerde yerel topluluklarında değişikliklerle ilgili görüşü alınmalı ve ortaklaştırılmalıdır. Yerel yönetimler ve yerel topluluklar dayanışma içinde olmalıdır. Bu dayanışma çok sayıda ilçe yönetimlerinin biraraya gelmesiyle daha güçlü hale getirilebilir" diye konuştu. Kent baskılardan kurtulmalı Dr. Mustafa Erdoğan: Eğer bir kenti yönlendiren bilimsel sayılarla bir kent kurgulanacak ise kendisini doğal eşitleriyle tanımlayacaksınız başka kaygılarınız yoksa o zaman kenti iyi ifade etmeniz gerekiyor. Son olarak İstanbul nüfusu 12.7 milyon olarak söylendi. İstanbul üzerindeki baskı ve nüfus artış oranı devam ederse bir önemli tarih olan Cumhuriyet'in 120. yılında 25 milyonluk bir kente ulaşacağımızı düşünüyorum. Kentin üzerinde baskılar var ama kentin 20 yıl sonraki beklentilerini karşılayacak durumda olmak lazım. Böyle bakıldığında kentin su havzalarını koruyacak bir kent, kentin mevcut deprem riski olan özürlü arazilerini yapılaşmanın dışında tutacak, kentin yasa ve yönetmelikte belirlenmiş olan orman alanlarını koruyacak bir kent. Bu takdirde İstanbul'a baktığınızda mevcut yapılanmasıyla en fazla 15 milyon insanı barındıracak bir kent olduğunu görürsünüz. 2B alanları 3. bölgede yerleşime açılıyor. Ardından 3. Köprü'yü açıyorlar. Sonra İstanbul nüfusu neden artıyor? deniliyor. Dönüşüm rant amaçlı İstanbul'da yürütülen kentsel dönüşüm projeleri üzerine konuşan Prof. Dr. Alper Ünlü yapılan projelerin 'rant' odaklı olduğunu söyledi. Sözlerine, "Ben insan ve insan topluluklarından bahsedeceğim. Üst gelir veya orta gelir grubundan değil alt gelir grubu insanları anlatacağım. Bu aşağıdaki insanların üzerine oynanan tiyatrolardan senaryolardan bahsedeceğim" cümlesiyle başlayan Ünlü şunları söyledi; "Kentsel dönüşüm esasında şu anda uygulandığı üzere üç temel bölgelerde uygulanıyor. 5366 sayılı kanunun ortaya çıkardığı üç tane çalışma var. Bunlar afete maruz alanlar, tarihi kent merkezleri birde gecekonduyla ilgili alanlarda bu proje hayata geçiriliyor. Bu üç nedenin altında bir yağma politikası var. Kentsel dönüşüm sihirli bir kelime olarak lanse edildi. Sadettin Tantan döneminde Tarlabaşı'nda başlayan bir operasyon oldu. Önce bir bölgeyi çöküntü hale getiriyorlar, kötü bir bölge olarak lanse ediyorlar. Uzun süre bu bölgeler kendi haline bırakıyorlar. 1980'lerin ikinci yarısında Tarlabaşı'nda Bedrettin Dalan 370 binayı istimlak etti. Bulvar açmak amacıyla yaptı bunu. Kamulaştırma belgesini de aldı ve binaları yıktı. Tarlabaşı Bulvarı ortaya çıktı ardından Beyoğlu ile Tarlabaşı arasında ciddi bir boşluk çıktı. Tarihi binaların birçoğu yıkıldı. Karşı çıkanlar olduysa da bulvar açıldı. Tarlabaşı Bulvarı bugün ki haliyle kaldı. Bölge Doğu Anadolu ve Güneydoğu bölgesinden ciddi göç aldı. Tarlabaşı'nda ciddi bir yoksulluk ve göç var. Kentsel dönüşüm kararlar ciddi anlamda sosyolojik ve demografik problemleri de beraberinde getiriyor. Kent merkezi ilçelerde nüfus azalıyor, suç artıyor. Beyoğlu, Eminönü, Fatih'te çok sayıda bakımsız bina var. Buralarda gece farklı gündüz farklı bir yaşam var. Bu bölgelerde aylık kazançlar 350 ile 400 YTL arasında. Kürtler, Romanlar, Afrika'nın çeşitli ülkelerinden gelen insanlar buralarda yaşıyorlar. Rant için yapılan ilk şeylerden bir tanesi o bölgeyi hemen çöküntü alanı ilan etmektir. Kısacası kentsel dönüşüm basit bir şey değil. Sadece bölgeyi boşaltmakla kentsel dönüşüm olmaz." (Gercekgundem.com) »
Yorum yok » Yorumu Gönder
|
|
| Son Güncelleme ( Salı, 18 Mart 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Gazete Manşetleri |
|---|
|
|





CHP İstanbul İl başkanlığı, kentin sorunlarına ilişkin geliştirdiği çözüm projelerini açıklayacağı toplantıların ilkini Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdi.
CHP İstanbul İl başkanlığı, kentin sorunlarına ilişkin geliştirdiği çözüm projelerini açıklayacağı toplantıların ilkini Bakırköy Yunus Emre Kültür Merkezi'nde gerçekleştirdi.